Kıbrıs’ta Yunan-Rum Mezalimi ve Şehit İlhanlar

 

Kıbrıs meselesi, Türkler için hem dış politika açısından hem de millî bir mesele olmasından dolayı mühimdir. Meselenin kökenine baktığımızda Yunanistan’ın “Büyük Yunanistan” hayalini oluşturan “Megali İdea” fikrinden tezahür ettiğini söyleyebiliriz. Megali İdea haritası olarak oluşturulan haritada Kıbrıs’ın, Yunanistan’a dahil edilmesi ve bu amaçla yıllarca sürecek olan silahlı mücadeleleri, meseleyi bugünlere kadar getirmiştir.

Kıbrıs, Osmanlı hâkimiyetinden çıkıp İngilizlerin yönetimine girmesinden sonra Rum kesimi “Enosis” olarak ifade ettikleri, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama düşüncelerini, daha güçlü bir sesle dile getirmeye ve uluslararası zeminde meşruiyet elde etme çabasını girişmişlerdir. Ancak Türkler, Kıbrıs’taki varlıklarından ve tabiî haklarından vazgeçme niyetinde değillerdi. Yunanistan’ın emelleri için kurulan EOKA terör örgütü, Kıbrıs’ta uzun yıllar faaliyet gösterdi. Amaçları ise Ada’da Türk varlığını tamamen silmekti. Bu amaçlarını, Rum kesiminin lideri Makarios’un talimatlarıyla hazırlanan Akritas Planı’nda da görmekteyiz. Bu plan EOKA örgütünü kullanarak Türklerin topluca imha edilmesi amacıyla yapılan tedhiş planıdır. Kıbrıs’ta başlatılan silahlı mücadele karşısında Türkler de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurarak direnişe geçmişlerdi. Kıbrıs meselesinin tarihî gelişimi, hukukî ve siyasî zeminde uzunca bir meseledir. Sadece Türkiye-Yunanistan arasında değil başka devletler açısından da önemli bir konudur. Ada’nın stratejik ve coğrafî konumu da meselenin uluslararası boyutta tartışılmasında etkili olmaktadır.

EOKA terör örgütü, silahlı faaliyetleri içerisinde genç-yaşlı, erkek-kadın demeden Türklere çok ağır saldırılarda bulunuyordu. Bu saldırılar karşısında birçok köylü evini-barkını terk etmek zorunda kalmış, bir kısmı esir edilirken bir kısmı da öldürülmüştü. Rumların yaptığı katliamların detaylarına bakınca, köyünde hayvan otlatan 16 yaşındaki genci; evinin bahçesinde çalışan 80 yaşındaki adamı; işine giden insanları ve iki aylık bebekleri dahi hiç acımadan öldürüyorlardı. 1958’de yaşanan Sinde katliamı sonrasında Luricina köyü Türkleri, Türkiye başbakanına ve Ada’nın valisine bir mektup yazmışlar. Mektupta, her gün çıkan hadiselerde 80 yaşındaki kadınların, 90 yaşındaki din adamlarının canice katledildiğini söylüyorlar. Evlerde kalan çocuklarının açlık ve sefaletten ölmelerinden korktuklarını belirterek, meselenin çözümünü veya ölümü beklediklerini anlatıyorlar. Ancak her şeye rağmen namus ve canlarını korumak azminde olduklarını da belirtmişlerdir.

Tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen hadiselerde, Rum çetelerinin yaptığı saldırılar çok büyük boyutlara ulaşmaya başlamıştı. 21 Aralık 1963’te Lefkoşa’da Rum polislerin, 2 Türk’ü öldürüp, 4 Türk’ü yaralaması ile olaylar başladı. Ertesi gün saldırıyı kınamak için Lefkoşa Türk Lisesi’nde toplanan öğrencilere de EOKA tarafından ateş açılmış, Atatürk büstüne saldırılmıştı. Türklere karşı düzenlenen saldırılar yaklaşık dört gün sürdü. Saldırılar sonucunda 103 köyde yaşayan on binlerce Türk, köylerini boşaltmak zorunda kalmıştı. Ayrıca yüzlerce ölü ve yaralı vardı. Kayıpların akıbeti ise belirsizdi. Artık Akritas Planı uygulamaya konulmuştu.

24 Aralık 1963 akşamında, dünyada eşine az rastlanır bir barbarlık örneği olarak, Lefkoşa’nın Kumsal bölgesine bir baskın yapıldı. Baskını yapan Yunan alayından takviyeli, başlarında da Yunan bir subay olan 150 kişilik Rum çeteleriydi. Baskın düzenlenen bölgedeki Kıbrıslı Türklerin tümü esir alınıyor. Ancak bölgedeki Ermeniler, EOKA’cılara bir evi hedef olarak gösteriyor. O ev, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Doktoru Binbaşı Nihat İlhan’ın evi. Binbaşı İlhan görevi başındayken, Rum çeteleri evine saldırıyor. Eve giren Rumlar, banyo küvetine gizlenen Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet Hanım ve oğulları 6 yaşındaki Murat, 4 yaşındaki Kutsi ve 10 aylık Hakan’ı makineli silahlarla banyo küvetinin içinde öldürüyorlar. Prof. Dr. Ata Atun’un söylediğine göre, saldırıda 7 ayrı mermi var, yani birbirinden farklı 7 silah kullanılmış. Bu da Rumların yaptığı vahşetin boyutunu gösteriyordu. Eşi ve üç çocuğu öldürülen Binbaşı Nihat İlhan, haberi duyduktan sonra, bembeyaz bir yüzle gazetecilere, “Dört şehit verdik, vatan sağ olsun.” Demiştir. Daha sonra, köylerde Rumların baskınına uğrayan yaralılara yardım için görev başına gitmesi gerektiğini söyleyerek gazetecilerin yanından ayrılmıştır. Olayın yaşandığı bu ev günümüzde “Barbarlık Müzesi” olarak o günkü haliyle korunmaktadır. Nihat İlhan’ın memleketi Elazığ’da da 2008 yılında, Şehit İlhanlar Caddesi üzerinde, merhum lider Rauf Denktaş ile Nihat İlhan’ın da katılımlarıyla Kıbrıs şehitleri anısına “Şehit İlhanlar Abidesi” açılmıştır.

Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974’te Yunanlıların Enosis politikasının uygulanması adına bir darbe gerçekleştirildi. İlk etapta Türklere karşı bir müdahalenin olmayacağı açıklanmış olsa da daha önce yapılmış olan antlaşmalar ve hukukî haklar yok sayılmış ve Kıbrıs’ın Helen Adası olması için girişime başlanmıştı. Bu noktadan sonra Türkiye Kıbrıs’ta Türk varlığına karşı oluşan tehdide karşı koymak adına garantörlük haklarından da faydalanarak, Ada’ya askerî harekât başlatmış ve Yunanlıların hukuksuz girişimi engellenmiştir. Bugün Kıbrıs meselesi bizler için hâlâ hassas bir konudur. Konuya sadece ekonomik ve politik meselelerle değil aynı zamanda kültürel ve tarihî açıdan da bakmak gerekir. Kıbrıs meselesine bakarken geçmişte yaşanan bu olaylar göz ardı edilemez. Kıbrıs’ın Türk varlığını inkâr etmek veya Kıbrıs meselesinde çözümü Türkiye olmadan aramaya kalkışmak anlamsızdır. Kıbrıs’ın kaderi ile Anadolu’nun kaderi ortaktır. Bu nedenle devlet adamlarının atacağı adımlarda bunu gözetmeleri elzemdir.

Kıbrıs’ı hukuksuz yollarla Helen Adası yapmak isteyen Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı geçtiğimiz günlerde Türklere karşı “barbar” ifadesini kullanmış. Bu ifade, tarihinde zulüm anlayışı olan bir topluluğun kendinden olmayana attığı iftiradan başka bir şey değildir. Bu söylemin arkasında Türklere karşı duydukları husumet ve hedeflerine giden yolda Türkleri engel olarak görmeleri yatmaktadır. Yunanistan’ın Kıbrıs hedefinden hâlâ vazgeçmediği açıktır. Aynı şekilde Türklerin de tabiî haklarından vazgeçmeyeceğini bilmeleri gerekir. Akdeniz üzerinde tarih boyunca hâkimiyet mücadelesi olmuş ve ilerleyen süreçte de olacaktır. Son zamanlarda sondaj çalışmaları hususunda da Yunanistan ile karşı karşıya gelindi. Ancak devletimiz gerek Kıbrıs Türklerinin hakları gerekse de deniz hukuku açısından Doğu Akdeniz’deki kendi haklarımızdan vazgeçmeyeceğimizi ifade etti. Bu kararlığımızın devam etmesi Türkiye açısından da önemlidir.

Türk milletinin millî meselesi ve vatan toprağı olan Kıbrıs’a dair hafızamızı ve hassasiyetimizi sürekli canlı tutmalıyız. Maalesef bugün pek çok kişi için Kıbrıs, bir turizm merkezi olarak görülmekte ve değeri anlaşılamamaktadır. 19. yüzyılda Girit’te yaşananların tekrar etmemesi, yani Kıbrıs’ın Girit olmaması için bilinçli davranmalıyız. Her şeyden öte orada Türklerin ayak izleri, mezarları ve şehitlerimizin kanları vardır. Türk milleti, Şehit İlhanlara ve Şehit Cengiz Topel’e yapılanları; Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi isimlerin de Kıbrıs için yaptıklarını unutmamalıdır. Sadece bu noktadan bakılınca dahi Kıbrıs’ın Türkler için, tıpkı Anadolu gibi, ilânihaye vatan olduğunu söyleyebiliriz.

____________________

Kaynakça

Ahmet Zeki Bulunç, “Kıbrıs Türk Halkının Varoluş Mücadelesinin Simge Adı Denktaş”, Türk Yurdu Dergisi, Mart 2012, Sayı 295.

Ata Atun, “Kumsal Katliamı Nasıl Oldu”, Kıbrıs Postası, 23 Aralık 2008.

Dilek Yiğit Yüksel, “Kıbrıs’ta Yaşananlar ve Türk Mukavemet Teşkilatı (1957-1964)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2018, 34(2):98, s. 311-376.

Erdal Açıkses, Ayhan Cankut “Kıbrıs Meselesinin Tarihsel Gelişimi ve Uluslararası Hale Gelme Sebepleri”, Turkish Studıes, Ankara 2014.

Faruk Akın Emek, 1958-1974 Yılları Arasında Kıbrıs’ta Yerel Basında Rum Mezalimi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Aydın 2014.

http://www.mfa.gov.tr/sc_-41_-yunan-db-nin-aciklamalari-hk-sc.tr.mfa