İklim Değişikliği Kavramı ve Uluslararası Gelişmeler

İklim değişikliği tüm dünyanın veya belirli bir yerin iklim özelliklerinin tarihsel süreçte değişikliğe uğramasıdır. Tarih boyunca iklim değişiklikleri savaşlar, göçler, medeniyetlerin yok olması gibi insanlığı derinden etkileyen birçok önemli hadiseye sebep olmuştur. İnsan ömrüne kıyasla çok uzun zamanlarda gerçekleşen bu değişiklikler belli bir noktadan itibaren çok hızlı sonuçlar doğurmaya başlamaktadır. Son yüzyıla kadar doğal etkenlere bağlı olarak değişim gösteren iklim, son yüzyılda sanayi devrimi ile fosil yakıt kullanımın kontrolsüz artması, hızlı nüfus artışı ve kentleşmenin oranının yükselmesi, endüstriyel faaliyetlerin yoğunlaşması gibi etkenler atmosferdeki sera gazı oranı artarak tüm dünyada sıcaklıkların yükselmesine sebep olmuştur. Günümüzde hızlanarak devam eden sıcaklık artışı dünyanın %98 i üzerinde gerçekleşmektedir. Bu oran dünya tarihi boyunca en geniş alanda meydana gelen bir iklim değişikliği sorunu ile karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. 2020 yılı itibariyle dünya sıcaklık ortalamalarının 1.1ºC ile 1.3 ºC arasında arttığı söylenmektedir. Bilim insanları 2ºC’yi iklim değişikliğinde geri dönülemez nokta olarak görmektedir. Sıcaklık ortalamalarının artış hızı dikkate alındığında önlem alınmadığı takdirde 2030 yılında tehlikeli sınıra ulaşılması öngörülmektedir.

İklim değişikliği sorununun kabul edilmesi ve çözüm üretilmesi için yapılan akademik çalışmalar uluslararası toplumu harekete geçirmiş ve 1992 yılında Birleşmiş Milletler öncülüğünde Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen “Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” imzaya açılmış ve ülkelerin onaylamasıyla 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir. Sözleşme; ülkeler arası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olması sebebiyle önem arz etmektedir. Hükümetler arası iyi niyet göstergesi olarak imzalanan sözleşme taraf ülkelere herhangi bir yaptırım şartı içermemektedir. Sözleşme, EK-I’de listelenen gelişmiş ülke tarafları için daha sıkı sera gazı salınımını azaltıcı yükümlülükler belirlemektedir. EK-I Tarafları sera gazı salınımını azaltmaya yönelik politika ve önlemler geliştirmekle yükümlüdür. Sözleşme ayrıca bu Tarafların 2000 yılına kadar sera gazı salınımlarını 1990 yılı düzeylerine getirmeleri için yasal olarak bağlayıcı olmayan bir hedef koymuştur.

EK-II’de yer alan gelişmiş ülke Tarafları, gelişmekte olan ülkelere sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak ve uyum için mali kaynak sağlamak ve teknoloji transferi için adımlar atmakla yükümlüdür.

Sözleşmeye 191 ülke ve Avrupa Birliği taraf olmuştur. Türkiye, BMİDÇS(Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) 1992 yılında kabul edildiğinde gelişmiş ülkeler ile birlikte Sözleşme’nin EK-I ve EK-II listelerine dâhil edilmişti. 2001’de Fas’ın Marakeş kentinde gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda alınan kararla Türkiye’nin diğer EK-I taraflarından farklı konumu tanınarak, adı BMİDÇS’nin EK-II listesinden çıkarılmış fakat EK-I listesinde kalmıştır. Ancak Türkiye karbon salınımını sınırlandırma veya azaltma taahhüdü vermemiştir. Türkiye taleplerinin kabul edilmesi üzerine 24 Mayıs 2004’te 189. taraf olarak BMİDÇS’ne katılmıştır.

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra Almanya’nın Berlin kentinde taraflar konferansı düzenlenmiştir. Konferansta bir protokol oluşturularak ülkelerin karbon gazı salınımlarını 1990 yılına göre 2005 yılına kadar %20 oranında azaltmaları hedeflenmiştir. Ancak protokol kabul edilmemiş ve bunun yerine 2 yıllık bir süreç başlatılması kararı alınmıştır. Bu süreçteki çalışmalar iki yıl sonra Kyoto Protokolü’nü getirmiştir.

KYOTO PROTOKOLÜ

1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde düzenlenen 3. taraflar konferansında kabul edilmiştir. Protokol, BMİDÇS’nin “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi” uyarınca taraflar arasında yükümlülükler açısından yaptığı ayrımlaştırmayı izleyerek, gelişmiş ülkelere bağlayıcı salınım azaltma yükümlülükleri getirmiş ve onlara daha ağır bir yük vermiştir. Protokol EK-B listesinde yer alan EK-I Tarafları için, salım hedefi olarak da bilinen, sayısallaştırılmış salınım sınırlama veya azaltma yükümlülükleri belirlemiştir. Protokolün EK-B listesinde yer alan EK-I Tarafları, 38 sanayileşmiş ülke ve Avrupa Topluluğu’nu içermektedir. Protokol ayrıca, EK-B’de listelenen gelişmiş ülke Taraflarının 2008-2012 yılları arasını kapsayan ilk yükümlülük döneminde toplam sera gazı salınımlarını 1990 düzeyinin

% 5.2 altına indirmelerini öngören, toplu bir hedef veya tavan koymuştur. Kyoto Protokolü’nün birinci yükümlülük döneminin 2012 itibarıyla biteceği gerçeğiyle, ikinci dönemin 1 Ocak 2013 tarihinde başlamasına 2011 yılında Durban(Güney Afrika Cumhuriyeti)’da karar verilmiş ancak dönemin ne kadar süreceği netleştirilmemiştir. Doha(Katar)’da yapılan 2012 tarihli Taraflar Toplantısı’nda Kyoto Protokolü’nün 2020 yılına kadar uzatılması kararı alınmıştır. EK-I Tarafı ülkelerin bireysel salım hedefleri “tahsis edilmiş miktar” olarak tanımlanmaktadır ve EK-B’de gösterilmektedir. Bu Taraflar salım sınırlama veya azaltma yükümlülüklerini yerine getirmede Protokol kapsamında oluşturulan “esneklik mekanizmaları”ndan da yararlanabilmektedir. Anlaşmanın 25. maddesine göre anlaşma Protokol en az 55 ülkenin imzalaması ve bunun EK-I ülke salınımlarının en az %55’ine karşılık gelmesi durumunda, buna uyulduğu tarihten sonraki doksanıncı gün yürürlüğe girer.” 55 ülke şartı 23 Mayıs 2002’de İzlanda’nın anlaşmayı kabul etmesi ile, %55 şartı da Rusya’nın 18 Kasım 2004’te anlaşmayı imzalaması ile sağlanmış, anlaşma 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye 5386 Sayılı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’un 5 Şubat 2009’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulü ve 13 Mayıs 2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın ardından, katılım aracının Birleşmiş Milletlere sunulmasıyla 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne Taraf olmuştur. Protokol kabul edildiğinde BMİDÇS tarafı olmayan Türkiye, EK-I Taraflarının sayısallaştırılmış salım sınırlama veya azaltma yükümlülüklerinin tanımlandığı Protokol EK-B listesine dâhil edilmemiştir. Dolayısıyla, Türkiye’nin herhangi bir sayısallaştırılmış salınım sınırlama veya azaltma yükümlülüğü bulunmamaktadır.

PARİS İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda 2020’den sonra geçerli olacak Paris Anlaşması kabul edilmiştir. Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Türkiye Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış, henüz taraf olmamıştır.

Anlaşma, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında BMİDÇS’nin uygulamasını geliştirmeyi hedeflemektedir. Anlaşmanın uzun dönemli hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2°C altında tutulması; ilave olarak ise bu artışın 1,5°C’nin altında tutulmasına yönelik küresel çabaların sürdürülmesi olarak ifade etmektedir. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı uyum kabiliyetinin ve iklim direncinin arttırılması; düşük sera gazı emisyonlu kalkınmanın temin edilmesi ve bunlar gerçekleştirilirken, gıda üretiminin zarar görmemesi diğer bir temel hedef olarak belirtilmektedir. Son olarak, düşük emisyonlu ve iklim dirençli kalkınma yolunda finans akışının istikrarlı hale getirilmesi hedefler arasında yerini almaktadır.

Gerek belirtilen hedeflere ulaşmada, gerek diğer maddelerde uygulamada “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler”  ilkesi prensip olarak benimsenmiştir. Buna göre ülkelerin küresel iklim eylemlerine, kendi imkânları doğrultusunda mümkün mertebe katkı sunmaları öngörülmüştür.  Ülkelerin ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler ilkesi uyarınca gerçekleştirecekleri azaltma, uyum, finans, teknoloji transferi ve kapasite inşası konusundaki Anlaşma’nın temel hedefini yerine getirmeye yönelik faaliyetlerinin yer aldığı “Ulusal Katkı Beyanlarını” her 5 yılda bir sunmaları öngörülmüştür.

Türkiye, Paris Anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını  30 Eylül 2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan  %21 oranına kadar azaltılması öngörülmüştür.

Türkiye Paris Anlaşmasına iklim değişikliği ile mücadele kapsamında verilecek finansal ve teknolojik desteklerin adil dağıtımı noktasında yaşanan görüş ayrılıkla ve artan nüfus sonucunda sera gazı salınımını mutlak olarak azaltmanın imkânsız olması gerekçeleriyle taraf olmamıştır.

SONUÇ

Başta ABD, Çin, Hindistan, Kanada gibi sera gazı salınımı yüksek ülkelerin taahhütlerini yerine getirmemesi ve gelişmekte olan ülkelerinin taahhütlerini yerine getirmemeleri ve artan dünya nüfusuna bağlı olarak enerji ve gıda ihtiyacının artması sonucunda sera gazı salınımı her geçen yıl artarak devam etmektedir. Uluslararası anlaşmalarda sera gazını azaltma yükümlülüğü bulunan ülkelere verilecek finansal destekler noktasında taraflar arasında uzlaşma sağlanamaması anlaşmalarca belirtilen hedeflere ulaşılması yönünden alınacak tedbirler noktasında hükümetlerce gerekli adımların atılmasını geciktirmektedir.

Artan dünya nüfusunun ortaya çıkardığı enerji ve gıda ihtiyacı yüksek emisyonlu teknolojiler ile giderilmektedir. Sıfır emisyonlu teknolojilerin kullanılmasının ekonomik koşullar nedeniyle ertelenmesi sera gazı salınımını her geçen gün artırmaktadır.

Sayısı artırılabilecek sebepler neticesinde iklim değişikliği ile mücadele noktasında yaşanan aksaklıklar, bilim dünyası tarafından geri dönülemez nokta olarak belirtilen 2ºC’lik sıcaklık artışına dünyanın hızlı adımlarla gitmesine sebep olmaktadır.