03.07.2020 – Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne Şikâyet Usülü’ne İlişkin Kamuoyu Bilgilendirmesi

 

 

  • Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi çerçevesinde korunan hakların ihlal edilmesi hâlinde; bu ihlale ilişkin olarak kişiler, kişi grupları, STK’lar ve “diğer” olarak belirtilen başvurucular, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne yapılacak şikayet/başvuru gerçekleştirebilir. Başvurucu, kendi yahut temsil ettiği grup adına başvurabildiği gibi ihlalle ile doğrudan iltisaklı olmayan belirtilmiş başvurucular da ilgili yolu kullanabilmektedir. İkinci ihtimalde başvurucu, kimin adına başvurduğunu dilekçesine ekler.
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne yapılan şikâyetler, açıkça herhangi bir siyasi veya ideolojik saikle yapılmamış olmalıdır. Bunun yanında Konsey’e yapılan şikâyette hakaretamiz ve saldırgan bir dilin kullanılmaması gerekmektedir.
  • İhlallerin nasıl gerçekleştiği ve ilgili sözleşmeler kapsamında hangi hakların ihlal edildiği somut bir şekilde ifade edilmelidir.
  • Şikâyet dilekçesinde yapılacak delillendirmenin münhasıran kitlesel medyaya dayandırılmaması gerekmektedir.
  • Şikayetin derdest olmaması; hâlihazırda herhangi bir özel prosedür, İnsan Hakları Konseyi’ne benzer işlevler taşıyan bir başka bölgesel yargısal kuruluş yahut Birleşmiş Milletler’in bir başka organında görüşülmemesi gerekmektedir.
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne başvurmadan önce, söz konusu hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle şikâyette bulunacak birey yahut birey grubunun, kendi devletlerindeki iç hukuk yollarını tüketmiş olmaları gerekmektedir. Ancak iç hukuk yolları tüketilmeye elverişli değilse veya iç hukuk yollarının tüketilmesi engellenmişse, başvurucuda bu şartı sağlamış olma zorunluluğu aranmamaktadır.
  • BM İnsan Hakları Konseyi’ne yapılacak şikâyet, BM tarafından maktu olarak hazırlanmış olan form gerekli şekilde doldurularak yapılmalıdır. Form doldurulurken kullanılan dil; İngilizce, Fransızca İspanyolca, Rusça, Arapça veya Çince dillerinden biri olmalıdır. Konsey’e başvuruda bulunan kişi yahut kişi grubu, kendi ana dilinde de başvuru yapabilmektedir. Ancak tercüme esnasında önemli hatalarla karşılaşılabilme olasılığı dolayısıyla bu durum, BM İnsan Hakları Konseyi tarafından tavsiye edilmemektedir.
  • BM İnsan Hakları Konseyi, kendisine ulaştırılan şikâyet dilekçesini usul/başvuru şartlarını sağlayıp sağlamadığı noktasında incelemeye tabi tuttuktan sonra, bu konuda herhangi bir eksiklik olmadığının tespitinin ardından şikâyeti esastan incelemeye geçecektir.
  • Şikâyet konusunun esastan incelemeye tabi tutulduğu süreç içerisinde BM İnsan Hakları Konseyi, aleyhine şikâyette bulunulan Devlete şikâyet dilekçesini göndererek söz konusu devletin görüşünü alacaktır.
  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin alacağı karar, şikayete sebep olan devlet üzerinden doğrudan bağlayıcı sonuçlar doğurmasa dahi, ilgili devletin suçluluğunu alenen ilan etmek ve vakıayı sübuta erdirmek bakımından ziyadesiyle önemlidir.

04.05.2020 – Mehmet Ali Öztürk Hakkında Basın Açıklaması

Türk işadamı Mehmet Ali Öztürk, Birleşik Arap Emirlikleri tarafından hukuksuzca alıkonulmuş, işkenceye ve bilumum insan haklarına aykırı muamelelere maruz kalmıştır.

Tercüman temini dahi yapılmadan iptidai bir usulle yargılanmış ve temyiz süreci de neticelenerek müebbet hapis cezası kesinleşmiştir.

Bu hususta FETÖ ve türevlerinin Mehmet Ali Öztürk üzerinden devletimizi yıpratma ve uluslararası arenada bilhassa Suriye mevzuunda Türk devletini karanlık ilişkiler içinde gösterme çabaları beyhude bir çaba olarak kalmıştır. Zira Öztürk’ün insani yardım dışında hiçbir faaliyeti tespit edilememiş ve delillendirilememiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kudreti ve azameti hususunda şüphemiz yoktur.

Devletimizin kendi vatandaşını, hukuku ve insan haklarını hiçe sayan başka bir memleketin insafına terketmeyecek kadar güçlü bir diplomatik kabiliyeti olduğu izahtan varestedir.

Mehmet Ali Öztürk meselesini baştan itibaren takip eden gerçek ve tüzel kişiler vesilesiyle gelinen son noktada; Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuya bilfiil dahil olması ve Öztürk’ün eşiyle şahsen temas kurarak bu noktada devletimizin girişimler başlattığını bildirmesi ziyadesiyle umut verici bir gelişme olarak kaydedilmiştir.

Hukukun üstünlüğüne ve devletimizin diplomatik ve siyasi gücüne olan inancımızla; halihazırda BAE zindanlarında, keyfî bir kararla mahkum edilen Sayın Öztürk’ün eza ve cefasının son bulacağına yönelik kanaatimiz; devletimizin konuya en üst düzeyde olan dahliyle pekişmiştir.

Bu noktadan hareketle, Mehmet Ali Öztürk’ün hukuken hak ettiği tek netice olan ülkesine, milletine ve ailesine kavuşması hususunda hayırlı neticenin bir an evvel gerçekleşmesini ümit ediyor, gerekli girişimleri başlatan devlet ricaline şükranlarımızı bildiriyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

28.04.2020 – Ankara Barosu’na İlişkin Basın Açıklaması

Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı’nın ifadelerine karşı yapmış olduğu basın açıklaması; milli, manevi, ahlaki ve hukuki değerleri yerle yeksan eden bir minvalde şekillenmiştir.

“Sesi çağlar ötesinden gelen” denilerek tahkir edilen mazimiz, Türk-İslam değerlerine bağlı her ferdin kutsalıdır. O mazide, yüce kitabımızın âlemlere müjde olarak indirilmesi, şanlı Peygamberimiz ile sahabe kadrosunun muazzam bir iklimi ve akabinde aziz ecdadımızın kutlu mücadelesi vardır.

Hakeza “Sekiz, dokuz nesil önceki büyükleriyle” söylemiyle aşağılanan tarih sayfaları bizim gurur ve şeref tablomuzdur.

Ankara Barosu, Türk-İslam tarihinin hiçbir bölümünde ilkel, iptidai ve insaniyet dışı bir alan olmadığını öğrenmelidir. Batının 18. ve 19. yüzyılda yeni adım attığı insan hakları, özgürlük, etik vb. değerler silsilesinin tekâmül etmiş halini ve yüksek ufkunu Türk-İslam medeniyeti, çağlar ötesinde cihana sergilemiştir.

Ankara Barosu ille de, ilgi ve yetki alanında olmayan güncel bir tartışmaya dâhil olacak ise; bu, ancak ve yalnızca hukukî ve insanî normlar üzerinden bir görüş beyan etmekle sınırlı kalmalıdır. Aksi bir perspektifle beyanat vermek, tüzel kişilik üzerinden değil yöneticilerin şahsî kimlikleri üzerinden mümkün olabilir. Zira binlerce meslek mensubunu temsil etme yetkisini haiz bir kurumsal yapının böyle bir vahamete imza atması sadece milli ve manevi değerlerimizi rencide etmek şeklinde değil kayıtlı tüm meslek mensuplarına hakaret vasfındadır.

Türk-İslam tarihi ve medeniyetimiz dokunulmazımızdır. Bu değerlerle harmanlanan bir coğrafyada yaşam sürerek, itibar görerek, para kazanarak, sosyal ve meslekî bir statü kazanarak tüm bunları elde ettiği bir ülkenin ve milletin kıymetlerini lekelemek en hafif tabiriyle gaflet ve rezalettir. Bunun kasıtlı ve planlı olması ise ihanet ile sıfatlandırılacak ölçüde vahim bir kepazeliktir.

Baro’ya kayıtlı avukatlar olarak bu çarpık ve çürük zihniyetin katiyen bizi temsil etmediğinin altını çiziyor; bu açıklamadan utanç duyuyor ve şiddetle kınıyoruz. Gereğinin yapılmasının sonuna kadar takipçisi olacağımızı bildiriyoruz.

Türk milletine saygıyla arz ederiz.